12 Kasım 2009 Perşembe

Messi'nin ilk resmi maçı !

16 Ekim 2004 . Lionel Andrés Messi , 17 yıl 114 günlükken resimlerde gördüğünüz gibi Rijkaard efendinin müsaadesiyle Espanyol karşısında yeşil sahalara ilk resmi adımını atar . Böyle tarihi anları pek severim . 2004'ten beri gözümüzü fazlasıyla okşadı küçük Maradona . Barça'nın en genç yaşta forma giyen üçüncü oyuncusu olan Messi(birinci Krkic) , aşağıda görmüş olduğunuz fotoğrafta da ilk resmi gol sevincini (Albacete maçı)kutluyor . Arjantinli bu golü attığında 17 yıl-10 ay ve 7 günlüktü . Barcelona tarihinin halen en genç yaşta gol atan futbolcusu olma payesi onun elinde ...

Takvim Futbolcuları

Bordeaux 2010 yılı için özel takvim hazırlamış . Süper olmuş ! Futbolcuların her biri acaip fotojenik çıkmış. G.Saray'ın yıllar önce hazırladığı süper bir takvim vardı. Prekazi ve Tanju'nun harika fotoğrafları mevcuttu. Şimdi neden şöyle eli yüzü düzgün büyük sayfalı takvim yapmazlar şaşarım .Veyahut benim mi haberim olmuyor acep ? Yeni yılda yaklaşıyor zaten , ilk sayfaya Ocak ayında Sabri iyi giderdi :) Aşağıdaki resme tıklayın nasıl bir şey olduğunu görürsünüz .
Gourcuff'un sayfasının büyük halinin özellikle görmek isterdim . Neyse , aşağıda Cavenaghi ile yetinelim .

Kırbaçlayın beni !

Afrika topraklarının gördüğü en pahalı transferlerden birisi Stephen Worgu . O da kimmiş yahu dediğinizi duyar gibiyim . 19 yaşındaki Nijeryalı futbolcu ülkesinde gösterdiği performanstan dolayı 2008 yılında Sudan'ın en büyük kulübü Al-Merreikh'e 2.5 milyon dolara transfer olmuş . Bu rakam bir Afrika ülkesinden diğer Afrika ülkesine olmasından ötürü , kara kıta için büyük bir meblağ . Tabi beklenti de bir hayli fazla. Nijeryalı futbolcuya 10 numaralı forma verilmiş. Worgu transferinden itibaren oynadığı 10 maçta golle tanışamamış . Gol attığı ilk maçta da sevincinden formasını çıkarmış ve çift sarı karttan dolayı kırmızıyla atılmış. Bahtsız bedevi misali , bir de Şeriat hükümlerinin katı bir şekilde uygulandığı Sudan'da içkili araba kullanırken yakalanmış . Şeriat kurallarına göre içki içmenin bedeli 4o kırbaç ! İlaveten alkollü araba kullandığı için 100 dolar para cezası . İçki hadisesi yüzünden adamın yüzüne bakanda olmamış. Nijeryalının Sudan'da emdiği süt burnundan gelmiş. Kırbaç cezası henüz uygulanmamış ve askıda .Fakat her an uygulanabileceği söyleniyor. Nijerya'ya bir an önce tüymeyi düşünüyordur büyük ihtimal . Allahtan karı kıza laf atmamış , o zaman kelleyi de kaybedebilirdi . Yabancı bir ülkede uyum sorunu yaşayan topçulara duyrulur , beterin beteri her daim varmış efendim...

10 Kasım 2009 Salı

H1N1 İdmanyurdu

40'lık Lehmann

Enke'nin vefat ettiği gün , diğer Alman kaleci Jens Lehmann'nın 40. yaş günüydü . Almanların haşarı çocuğu Lehmann kariyerinde sadece rakiplerle değil , kendi takım arkadaşlarıyla , seyircilerle ve hatta top toplayıcı çocuklarla bile kedi-köpek münakaşalarına girmiş ilginç bir adam . Her şeye rağmen Alman futbolunun yetiştirdiği en büyük kalecilerden . Herkese 40 yaşında profesyonel topçuluk nasip olmaz...

Kale düştü !

Futbolcuları para havuzları içinde yüzen , keyif ehli insanlar olarak düşünürüz hep . Hayat sadece futboldan ibaret değil neticede . Dert herkesin başında, yaradan herkese bir sınav biçmiş. Enke'nin dünyasında ne fırtınalar koptuğunu bilmiyoruz .İntihar mı , kaza mı , ecel mi ? Umarım 2 yaşındaki rahmetli kızına kavuşmuştur . Toprağı bol olsun ...

09 Kasım 2009 Pazartesi

Tüküren Lama Rijkaard !

1990 Dünya Kupasında Rijkaard okkalı bir şekilde Voeller'in kelleyi yıkayıp yağlamıştı hatırlarsanız. Peki Hollandalıyı bu kadar kızdıran şey neydi ? Aslında Rijkaard Voeller'e maçta iki kez tükürmüştü . İlki isabet etmemiş , ikinci denemesinde tutturmuştu . Maç esnasında Voeller ve Rijkaard bir çok ikili mücadeleye girdi . Arada çıkan tatsızlıkta Hollandalı sarıyı gördü ; bu duruma gıcık olan Rijkaard , ilk denemesini yapmış fakat başarılı olamamıştı, çünkü ıskaladı ! Almanya'nın kazandığı bir frikikte hafiften gerginlikler oluşmaya başladı. Almanya'nın frikiği kullanmasından sonra oluşan pozisyonda Hollanda kalecisi Van Breukelen ile mücadeleye giren Voeller penaltı umuduyla kendini yere attı . Alman futbolcuya göre bu hareket kaleci ile çarpışmayı engellemek için yapılan masumane ve tedbirli bir hareketti . Hollandalılar Voeller'i artiz (!) olmakla suçladı tabiki. Bir kaç dakika sonra Voeller'e iyice gıcık olan Rijkaard , Alman futbolcunun hem kulağını çekti hem de ayaklarına bastı . Sonuç : İkisi de çıkan gerginlik sonucu oyundan atıldı . Rijkaard madem atıldım , o zaman gemiler iyice yakılsın dedi ve o meşhur enstanteneyi futbola hediye etti . Alman basını Rijkaard'a "Lama" lakbını taktı . Maç içinde oluşan gerginliğin ırkçı ibarelerden dolayı oluştuğu da söylendi . Fakat iki taraftan da böyle bir açıklama yapılmadı . Şimdi ikisi de bu olaya gülüp geçiyorlar ve ikisi de halen iyi bir dost .


*Son resim için Schumy'e teşekkürler...

Nerede iğne atsan yere düşmez ?

Futebol Finance geçtiğimiz sezon boyunca tribünlerini en çok kim doldurdu sorusunun araştırmasını yapmış. Açıkçası devasa stadıyla ve gösterdiği eşsiz formuyla geçen sezonda Barcelona'nın 1. olmasını umuyordum . Fakat Manchester United tüm sezonda ortalama 75.304 seyircisiyle Old Trafford'u şahlandırmış . İkinci sırayı 74.748'lik seyircisiyle Alman Borussia Dortmund kapmış . Alman kulüplerinin tribünleri her daim doldurduğunu biliyoruz . İngilizler de o konuda geri kalmamış. Zaten 50 takımdan oluşan bu listede 13 tane Bundesliga 13 tane de Premier Lig takımı var . Adamlar işi gücü bırakmış , resmen stadlara akın etmiş . Bu durum futbol kültürlerine ilaveten stadların konforu ve albenisinden de kaynaklanıyor . Listede 13 İngiliz, 13 Alman , 6 İspanyol , 6 İtalyan , 4 Fransız , 3 Hollanda, 2 Portekiz ve 2 İskoç takımı var . Türkiye'den sadece Fenerbahçe var ; 33.030 seyirci ortalamasıyla listenin 46.sırasında yeralıyor ...

08 Kasım 2009 Pazar

5 İstiyorum Lan !

93 senesiydi . G.Saray Kocaelispor'u Sami Yen'de 5-4 yendiğinde , vay be ne maç oldu demiştik . O zaman o maçı izledim, kendimi şanslı hissetim . Lyon Marsilya maçının sadece son 20 dakikasını izledim 5 gol gördüm . Şimdi maçı kaçırdığım için şanssızmıyım , yoksa 20 sakikada 5 gol gördüğüm için şanslımıyım karar veremedim . Gollü maçların tadı başka oluyor . Daha bir kaç hafta önce 4-3 biten G.Saray-Trabzon maçında Cimbom defansını eleştirmiştim. Bazen düşünüyorum da yemişim defansı da , hatayı da . Gol olsun , bol olsun , bol bol futbol olsun be !

Karpuz !

Mendoza'nın son dakikalarda kale önünde uzaya gönderdiği top gol olsaydı , yastığa başımızı farklı duygularla koyacaktık . Milli takım stoperlerinin arasından süzülen toplar korku filmi serisi olmaya devam ederken, siyasete bulaş(tırıl)mış toplama bir takımın pres anlayışı , yırtıcılığı ve ısırıcı özellikleri saman alevi gibi yanıp sönünce , Cimbom'a da sadece golleri atıp , önümüzdeki maçlara bakıyoruz demek kaldı . Maç namına anlatılacak fazla bir şey yok . Geceden akılda kalanlar ; altyapıdan yetişen elemanların maçı kazandırması , Arda'nın gol sevinci, Sabri'nin futbol ve frikik aşkı , Linderoth'un ben daha ölmedim yaşıyorum demesi ve takımın attığı her golde Rijkaard'ın içten ve samimi tebessümlerine devam etmesi . Maç yazın oynansaydı , muhterem medyamızın karpuzlu başlıklarını çok duyacaktık, olmadı . Ben atayım bari . Diyar kelimesi içeren başlıkları basın kullansın ... Bu arada Diyarbakır kalecisi Espinoza için söyleyeceğim iki çift sözüm var. Ağzında sakızı , önden giden göbeği ve amatör ötesi ciddiyetsiz davranışlarıyla ulen bu ülkede hiç mi kaleci yetişmez de bu adamlara ortalık bırakılır dedirtti bana . Toplama takım hüviyetinin baş aktörü Espinoza olsa gerek . Yazık şu adamlara verilen paralara ...

07 Kasım 2009 Cumartesi

Hakan Arıkan ve refleksleri ...

Maç bitti bütün futbolcular gitti kaleci Hakan'a sarıldı . Trabzonlu beceriksiz forvetlerin şutlarını beceriyle çıkardı . Avrupa fiyaskosunun gazını aldı , haftalar sonra birden fazla gol atan Kartal'ın yüzünü güldürdü. Kaderin cilvesi, 8'lik Liverpool faciası ona nasip oldu . Ufak tefek saçmalasa da , refleksleri ile bu ülkenin en iyilerinden . Rüştü bi kenara çekil de artık şu adam biraz eldiven giysin ...!

Cimbomun son 4 yıllık Avrupa Karnesi

Tromso faciasından beri 40 maça çıktı G.Saray . Bu 40 maçlık seride 18 galibiyet , 12 mağlubiyet ve 10 beraberlikten oluşan bir performans gösterdi . 75 gol attı ,50 gol yedi . Bu 40 maçın 5'i Şampiyonlar Ligi , 2'si de Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarıydı . Diğer geri kalan maçlar Uefa Kupası ve Uefa Avrupa Ligi maçları . Son oynadığı 10 Avrupa maçının 7'sinde galip geldi ve bu performans özellikle takımı artıya geçirdi . Skibbe'li dönemden itibaren Avrupa'da ivme kazanan bir takım var karşımızda . Rijkaard ile beraber Avrupa maçlarında özlenilen günler geri gelmiş gibi duruyor. Fakat şu da unutulmamalı ki , G.Saray Şampiyonlar Ligi'nin elit ve güçlü takımlarıyla eskisi kadar maç yapmadı . Cimbomun gol yükünü genelde ön eleme maçları çekti . Tablo o kadar ahım şahım değil fakat sevindirici olan şey G.Saray'ın Avrupa maçlarındaki gücünün ve istekliliğin yavaşta olsa geri gelmiş olması . Gruptan sonra oynayacağı maçlar kazanılan ivmenin devam edip etmeyeceğini gösterecek bizlere ...

15.09.2005 Tromso 1 – 0 Galatasaray
29.09.2005 Galatasaray 1 – 1 Tromso
12.09.2006 Galatasaray 0 – 0 Bordeaux
27.09.2006 Liverpool 3 – 2 Galatasaray
18.10.2006 Galatasaray 1 – 2 PSV
31.10.2006 PSV 2 – 0 Galatasaray
22.11.2006 Bordeaux 3 – 1 Galatasaray
05.12.2006 Galatasaray 3 – 2 Liverpool
16.08.2007 S.Koprivnica 1 – 2 Galatasaray
30.08.2007 Galatasaray 2 – 1 S.Koprivnica
20.09.2007 Sion 3 – 2 Galatasaray
04.10.2007 Galatasaray 5 – 1 Sion
25.10.2007 Bordeaux 2 – 1 Galatasaray
08.11.2007 Galatasaray 2 – 3 Helsingborg
29.11.2007 Panionios 0 – 3 Galatasaray
19.12.2007 Galatasaray 0 – 0 A.Wien
13.02.2008 Galatasaray 0 – 0 B.Leverkusen
21.02.2008 B.Leverkusen 5 – 1 Galatasaray
13.08.2008 Galatasaray 2 – 2 S.Bükreş
27.08.2008 S.Bükreş 1 – 0 Galatasaray
18.09.2008 Bellinzona 3 – 4 Galatasaray
02.10.2008 Galatasaray 2 – 1 Bellinzona
23.10.2008 Galatasaray 1 – 0 Olympiakos
06.11.2008 Benfica 0 – 2 Galatasaray
27.11.2008 Galatasaray 0 – 1 M.Kharkiv
03.12.2008 H.Berlin 0 – 1 Galatasaray
18.02.2009 Bordeaux 0 – 0 Galatasaray
26.02.2009 Galatasaray 4 – 3 Bordeaux
12.03.2009 Hamburg 1 – 1 Galatasaray
19.03.2009 Galatasaray 2 – 3 Hamburg
16.07.2009 Tobol 1 – 1 Galatasaray
23.07.2009 Galatasaray 2 – 0 Tobol
30.07.2009 Maccabi N. 1 – 4 Galatasaray
06.08.2009 Galatasaray 6 – 0 Maccabi N.
20.08.2009 Galatasaray 5 – 0 Levadia
27.08.2009 Levadia 1 – 1 Galatasaray
17.09.2009 Panathinaikos 1 – 3 Galatasaray
01.10.2009 Galatasaray 1 – 1 S.Graz
22.10.2009 Galatasaray 4 – 1 D.Bükreş
05.11.2009 D.Bükreş 0 – 3 Galatasaray

05 Kasım 2009 Perşembe

Nereye koşuyor bu Arsenal ?

İngiltere'nin en genç yaş ortalamasına sahip takımlarından birisi de Arsenal . Arsene Wenger gençlere ve onların dinamizmine boşuna inanmıyor, çünkü genç takım daha fazla koşuyor . Takımın maç başına katettiği koşu ortalaması minimum 11km. (imiş). Yani Arsenal koşmuyor, resmen uçuyor. Yakın zamanda ligde ve Avrupa'da görülen fiyaskolara rağmen kimse şikayet etmiyor , çünkü takımda 21 ile 25 yaş arasında değişen bir çok futbolcu cirit atıyor. Bu futbolcular geçtiğimiz yıllara oranla kendilerini oturtmaya ve olgunlaşmaya başladılar . Kaptan Fabregas daha 22 yaşında ve şimdiden değer biçilemiyor. Takımı takır takır hem oynatıyor hem de oynuyor. Önümüzdeki 5 yılda futbolu forse edecek bir takım görüntüsü var, çünkü Henry'nin gidişinden sonra değişime giden takımın fidanı yavaş yavaş ağaç olmaya başladı bile. Müneccimlik yapayım biraz , Arsenal 5 sene içinde muhteşem işler yapacak (İçime doğdu, görüyorum evet görüyorum.) Wenger'in getirdiği genç oluşumun aynısına bizim ülkede de sabır gösterecek medya ve taraftarı Allah bu ülkeye de nasip etsin İnşallah ! Amin...!

Gökdeniz ve Devler Ligi !

Barcelona'dan puan koparmanın yolu , bundan böyle Barcelona'yı incelemek değil , puan kaybettiği maçlarda rakip takımların hangi taktikle ve ne şekilde Barça'ya karşı oynadığını araştırmak olacak galiba. Önceden herkes Chelsea'yi konuşuyordu , şimdi Rubin ve oyunu revaçta olacak . İki Barça maçından 4 puan çıkardı Gökdeniz'in Rubin'i . Maçtan önce Guardiola yorum yapmış. ; "Oyuncularım bugün sahada çok koşmak zorundalar , aksi takdirde sahada donarlar." diye. Soğuk Rusya gecesinde Gökdeniz'in takımı Barcelona'yı ve baş döndüren pas trafiğini durdurmak için daha çok koşmak zorundaydı ve bunu da başardılar . Gökdeniz Trabzon'da oynarken kendine buyruk topu alır, canının istediğini yapmaya çalışırdı. Rus takımı Gökdeniz futbolunu dinginleştirmiş, daha mantıklı hale getirmiş. Rusya yaramış Trabzonluya anlayacağınız . Türkiye'de tatmadığı başarıların üstüne bir de CL'de tur vizesi eklenirse hiç şaşırmamak lazım, çünkü ipler şu an itibariyle Rubin Kazan'ın elinde ...

04 Kasım 2009 Çarşamba

Sevin, sevinin , sevilin !

Drogba'nın Ligi , başkasının değil !

"Fucking disgrace!" ... Drogba'nın Barcelona ile oynanan CL yarı final maçında hakem Tom Henning Ovrebo'ya söylediği iki kelime . (Diğerlerini Allah biliyor!) . Bu sözler Fildişili'ye 3 maça malolmuştu . Dün İspanya'da A.Madrid karşısında 3 maç aradan sonra sahadaydı ve 2 tane çaktı . Drogba bence artık Şampiyonlar Liginin idollerinden , olmazsa olmazlarından birisi . CL ile bir jenerik mi yapılacak , hemen bu adamın bir kaç görüntüsünü araya sıkıştıracaksınız . Drogba için Şampiyonlar Ligi antreman gibi bir şey . Chelsea'yi kaç kez şahlandırmış , kaç kez ipten almış say say bitmez. Chelsea formasıyla CL'de 50. golünü attı Drogba. Bu maçların tadını bu kadar iyi çıkaran birini tanımıyorum . Fildişililer yatsın kalksın okuyup üflesin bu adama , bir daha gelmez karakıtaya böyle bir adam ...

Olmadı Başkan !

Seyircinin de , başkanın da artık şu hadiseden sonra sabır bardağı dolmuştur . Güzel günler beklemiyor takımı . Demirören Beşiktaş tarihinin gördüğü en gereksiz ve en çok (cepten) harcamayı yapan başkanı olarak bu tepkiyi gösterebilme yetkisini kendinde görmüştür ve de yanlış yapmıştır. Seyirciyle laf dalaşına girilmez , hele bir de bunu başkan bunu yaparsa, varın siz düşünün . En kısa zamanda başkanlığı bıraksa iyi olur ;yoksa camianın da , kendisinin de akıl sağlığı ve kimyası tamamıyla bozulmak üzere. Yazık , şu görüntüler dramdan başka bir şey değil. Acilen ruh çağırma seanslarına başlamalı , Beşiktaş ruhunu kaybediyor değil, kaybetmiş ...

03 Kasım 2009 Salı

Önemli olan boy değil ...

İngiltere Premier League'nin boy ortalaması en düşük olan takımı Manchester United'mış . En kısa United'lı futbolcu da 1.69 m boyuyla Paul Scholes . Orta sahada deli danalar gibi koşturan Anderson, uzakdoğulu Park ve Brezilya'lı ikizler Rafael ve Fabio, sakat Hargreaves ve golcü Owen takımın boy ortalamasını düşüren diğer adamlar . Zaten ilk planda mantıklı düşünürsek boya en çok ihtiyacı olan mevkiler genelde forvet ve defans hattı . Topu uzaklaştırmak ve kafa şutlarından faydalanmak adına bu adamların ortalama 1.80 civarı olmaları daha makbül. Berbatov, Vidic ve Ferdinand bu işleri yeterince yapıyorlar . G.Saray'ın efsane 2000 senesindeki Emre, Okan ve Suat'tan oluşan çalışkan, bücür orta sahayı düşünürsek , ikili mücadelelerin ve top kapmaların en fazla yaşandığı orta sahada rakibini sivrisinek gibi rahatsız eden, kovalayan adamların fazlalığı önem taşıyor. İkili mücadelelerde kısalar uzunlara göre daha seri ve daha avantajlı ; bunu tersine işleyen fiziki avantaj olarak değerlendirebiliriz. Kısacası, kısalar sizi ortaya alalım lütfen ...

Forvet dediğin Suarez gibi olmalı ...

Luiz Suarez ismini en yakın transfer döneminde sık sık duyacağınıza emin olabilirsiniz. Uruguay'lı forvet bu sezon Eredivisie'de oynadığı 12 maçta şimdiden 16 gol attı . 18 takımlı Hollanda Liginde şu an itibariyle tam 12 takımın ligde attığı gol sayısından fazla gol atmış bir adam kendisi. Ajax'ta 3. sezonu ve Ajax formasıyla 76 maça çıkmış ve toplamda attığı gol 55 . Suarez canı sıkıldıkça gol atıyor anlayacağınız ve yaşıda henüz 22 . Uruguaylılar ondan önümüzdeki sezonda büyük bir transfer bekliyorlar , çünkü ülkesindeki popüleritesi Forlan ve Lugano'yu geçmiş durumda. Euro 2008 öncesi Uruguay ile yaptığımız hazırlık maçında iki gol de bize sallamıştı hatırlarsanız. Teknik , bitiricilik, asist , kafa vs...Her şey var adamda. Bizimkiler paraları deli gibi saçacaklarına böylelerine saçsınlar razıyız. Şimdi alalım o zaman diyenleri duyabiliyorum. Ajax Suarez'den epey ihya olmayı ümit ediyor , anca Fener(!) alabilir bu adamı fakat Fenerbahçe'ye de yedirmezler büyük ihtimal . Gözünüz bu adamda olsun, gerçekten çok iyi forvet ...

01 Kasım 2009 Pazar

Panzer Bey : Andreas Möller

Almanlara neden Panzer dendiğini merak ederdim küçükken . Bu sorunun cevabını bulmama yardımcı olan kişi Andreas Möller olmuştu . Sahada donuk bakışlarıyla , her daim kendinden emin bir ifade çizen Möller topla resmen kanka olmuş , Almanya'nın en büyük hücuma dayalı orta saha elemanlarından birisiydi . Sanki attığı her top yerini bulur , topu hiç kaptırmaz gibi gelirdi bana. Üzerimde saygı ile karışık imrenme duygularının açığa çıktığı bir futbolcuydu kendisi.
1967 yılında doğmuş Möller . Onu piyasaya çıkaran Eintract Frankfurt olmuştu . Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi bıyıkları yeni yeni terlemeye başlayan Möller , Frankfurt'un vazgeçilmezlerinden birisi olmuştu daha genç yaşlarda. Onu en çok ön plana çıkaran şey kesinlikle tekniği olmuştu. Rahat adam geçiyor ve tatlı sert futboluyla Almanya'nın gelecek vaadeden isimleri arasında kolaylıkla yerini aldı . Bundesliga özetlerini izlerken, adını pek zikrederdi TRT spikerleri . Hatta önceden bir arkadaşımla Vöeller-Möller iddiasına da girmiştim. Oğlum ! kıvırcık olan Vöeller , yakışıklı genç olan Möller diye . Futboluna hasta olduğum adamı nasıl karıştırırım len diye fırça da çekmiştim arkadaşa .
Möller Bundesliga'nın tozunu attırırken Milli takımda oynamaması da imkansız gibi bir şeydi zaten . 90,94 ve 98 Dünya kupalarını görmüştü . Sadece 90 yılında İtalya'da kupayı kaldırmak 1 kez nasip oldu . 85 kez üzerine geçirdiği milli forma altında 29 gol attı. Bundesliga ve Milli takımda oynarken neslinin en yetenekli futbolcularından birisi olarak görülse de , Alman medyası onu bencil olmakla ve başarısızlıklarda suçu arkadaşlarına atmasıyla eleştirmişti . Memleketinde oynadığı takımlarda vukuatsız yılları olmadı desek yalan olur. 95 yılında Karlsruhe ile oynanan maçta rakibi en az 1 metre uzağında olmasına rağmen kendisini yere bırakması ve penaltı kazandırması Almanya'da onu aşağıların aşağısına düşürdü. Olayın videosu burda. Hatta bu olay onu Milli takımdan geçici bir süre uzaklaştırılmasına neden olmuştu .
Bir anda Almanya'da sevilmeyen adam haline dönüşen Möller'i tekrar sempatikleştiren olay bir sene sonra Wembley'de gerçekleşecekti . İngiltere ile penaltılara kalan maçta , Seaman'ı avlayarak galibiyeti getiren golü kazandırmış ve tribünlere dönerek Hitler edasındaki kibirli ve sinir bozucu gol sevincini yapmıştı. Kaptan Möller Çeklerle oynanan finali kart cezalısı olması nedeniyle göremeyecekti , fakat turnuvaya ve daha sonraları kariyerine damga vuracak bir gol sevinciydi bu . Kulüpler bazında her şampiyonluğu yaşamış bir adamdı . İtalyan devi Juventus'ta oynarken UEFA kupasını , Dortmund'da oynarken Şampiyonlar Ligi , Kıtalararası Şampiyonluğunu ve 2 kez de Bundesliga Şampiyonluklarını gördü . 97 yılında Dortmund - Juventus finalinde eski takımı Juventus'a karşı oynadığı futbol şiir gibiydi . Borussia Dortmund'un muhteşem yıllarında ismini altın harflerle kazımış bir adamın daha sonra ezeli rakip Schalke formasını giymesi de başka bir ayrıntı .
Ruhr derbisinin yüzü suyu hürmetine Schalke'li Möller eski kulübü Dortmund tarafından epeyce protesto edildi . Ligin son maçında Daum'lu Stutgartt'a kaptırılan şampiyonluk ona fena halde dokundu. Sahada ağlayanlardan birisi de oydu. Kariyerin son döneminde tekrar Frankfurt'a dönüp eski günlerini yaad etmek istedi . Fakat yedek kulübesinden kurtulamadı. 2004 yılında futbolu kariyerini noktaladığını açıkladı .
Şu anda Oberliga'da Kickers Offenbach'ın teknik direktörlüğünü yapan Möller , hayatı boyunca her türlü turnuvaya katılmış ve her türlü kupayı kaldırmış olan ender futbolculardan bir tanesi . Sevmeyeni seveni kadar bol olsa da Almanlar hala onu unutamıyor ...